Azerbaycan Tarihi, Farklı Yönleriyle Üniversitemizde Konuşuldu
Üniversitemiz Turan Halklarını Araştırma Topluluğu tarafından Yahya Kemal Konferans Salonu’nda “Azerbaycan Tarihi” konulu konferans düzenlendi.
Dr. Öğr. Üyesi Mertcan Erdoğan’ın moderatörlüğünü yaptığı konferansta Üniversitemiz Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Arş. Gör. İbrahim Kayakıran, Felsefe Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi Burak Sağlam ile Tarih Bölümü Yüksek Lisans öğrencileri İhsan Kaya ve Enes Çağan konuşmacı olarak yer aldı.
.jpg)
Programa; İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcıları Prof. Dr. Kamil Şahin ve Dr. Öğr. Üyesi Havva Özer Hafçı, akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimiz katıldı.
.jpg)
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programın açılış konuşmasını Turan Halklarını Araştırma Topluluğu Başkanı Şerife Polat yaptı.
.jpg)
Açılış konuşması sonrasında konferansa geçildi.
.jpg)
Konferansın içeriği ve amacı hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Mertcan Erdoğan, “Bugün Azerbaycan tarihi meselesini konuşacağız. Azerbaycan tarihi noktasında hep duyduğumuz ‘Tek millet, iki devlet’ ifadesi var. Nasıl oldu da bu tek millet, iki devlet geleneğine ayrıldı ve bugünkü Azerbaycan Devleti’nin temel meseleleri nelerdir? Bugünkü konuşmalarımızın özü bu olacak. İbrahim Hocam ve Burak Hocam, Türk milletinin Oğuz topluluğunun nasıl iki farklı devlet geleneğine dönüştüğünü anlatacaklar. İhsan Hocam ve Enes Hocam da bugünkü Azerbaycan Devleti’nin meselelerini ve gündemini ana hatlarıyla ortaya koyacaklar. İbrahim Hocam, daha çok Türkmen konfederasyonları ve Dede Korkut hikayelerinden bahsedecek. Üniversitedeki yurt arkadaşlarım Güney Azerbaycan’da bulunan Tebriz’den gelmişlerdi. Onlarla konuşurken Büyük Selçukluları ortak devlet olarak kabul ediyorduk. Bu açıdan baktığımızda 11. yüzyılda Oğuz Türkmenlerinin İran’dan Anadolu’ya kadar uzanan coğrafyada aynı şekilde beraber yaşadıkları ortadadır. Daha sonra Moğol İstilası’nın önünden Osmanlılar, Kayı Boyu, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Yıva ve Bayındır boylarının tamamı 13. yüzyılda Anadolu’ya geliyor. Yani hala tek bir millet ve tek bir devlet geleneğinden bahsediyoruz. Bu devlet geleneğini en iyi takip edebileceğimiz kaynaklardan birisi de hiç şüphesiz Dede Korkut Hikayeleridir. Çünkü burada Osmanlı’da görmediğimiz, Osmanlı’nın belki antitezi olduğu bir devlet geleneği var. Sözü şimdi İbrahim Hocama bırakıyorum.” dedi.
.jpg)
.jpg)
Dede Korkut’u anlamadan Oğuz kültürünün anlaşılamayacağını ifade eden Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Arş. Gör. İbrahim Kayakıran, “Dede Korkut; anlatılarda gelenek göreneği yaşatan, yaşanan en ufak sorunda kendisine danışılan, çözümler üreten, ad veren, anlatıların sonunda gelip dualar eden, öğüt niteliğinde dersler veren büyük ozan, ak sakallı bilgedir. Oğuznâme, destan, tarih, halk rivayetlerine göre Dede Korkut, bilgelik yönü ön plana çıkan, şair, eren, şaman, şeyh, danışman, vezir ve en nihayet hikayelerde ‘Oğuzun tam bilicisi’ olarak gösterilmiş bir kişidir. Oğuznâme; anlatı, boy, hikaye ve hatta masal olarak adlandırılan Dede Korkut Oğuznâmeleri; Oğuzların kültürünü, yaşayış biçimlerini, kahramanlıklarını, iç çatışmalarını destansı bir biçimde anlatan en önemli eserlerden birisidir. Bu durumun en büyük kanıtı ise Prof. Dr. Muharrem Ergin'in hocası Prof. Dr. Fuat Köprülü'den birinci ağızdan duyup aktardığı ‘Bütün Türk Edebiyatı'nı terazinin bir gözüne, Dede Korkut'u öbür gözüne koysanız, Dede Korkut ağır basar.’ sözüdür. Dede Korkut Anlatıları; Oğuzlar'ın hayatını, toplumsal yapısını ve kültürel değerlerini yansıtan önemli anlatılardır. Her biri bağımsız olaylara sahip olan boylarda, ad alma, düğün, evlenme, savaş, tutsaklık, ihanet ve ölüm gibi temalar ön plandadır. Metinlerde Bayındır Han başbuğ, Dede Korkut ise her boyun sonunda ortaya çıkan bilgedir. Müslüman Oğuzlar'ın gayrimüslim topluluklarla olan mücadeleleri vurgulanırken, ihanet ve iç çatışmalar da ibretlik yönleriyle sunulmuştur. Dede Korkut, Azerbaycan için bizden daha önemlidir. Dede Korkut anlatılarının geçtiği bölge tamamen Azerbaycan ve Kafkasya bölgesidir. Dede Korkut anlatıları bize Anadolu’ya yerleşmeye başlayan Oğuzlar’ın yönetim anlayışını da gösteriyor. Bu da bizim için çok önemli bir unsur. Çünkü bu yönetim anlayışıyla Azerbaycan’ın, Azerbaycan kültürünün kuruluşundaki yönetim anlayışı birbiriyle bağdaşıyor. Osmanlı yönetimi biraz farklılaşmaya başladığı için biz Dede Korkut’ta Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Safevi Devleti yönetim anlayışlarını görebiliyoruz.” dedi.
Arş. Gör. İbrahim Kayakıran, konuşmasının devamında Anadolu’daki Oğuz Türkmen kimliğinin gelişimi, hükümdarlık tasavvuru, merkezileşme eleştirisi ve Dede Korkut’ta ideal Türkmen hükümdarlığı konuları hakkında bilgi verdi.
.jpg)
.jpg)
Program, Felsefe Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi Burak Sağlam’ın Safeviler ve Şah İsmail hakkındaki konuşması ile devam etti.
Safeviyye Tarikatı’nı, Safevîlerin kuruluş sürecini, tasavvufi kökenlerinden siyasal bir devlete dönüşmesini ve izledikleri devlet modelini anlatan Burak Sağlam, “Safevilerin özgünlüğü, Türkmenlerin askeri ve siyasi gücünü devlet kurumlarına taşımaları, Tacik bürokratik geleneğiyle sentezlemeleri ve farklı dini-siyasi meşruiyet anlayışlarını tek bir hanedanda birleştirmeleridir. Safeviyye Tarikatı, 13. yüzyılın sonlarında Azerbaycan'ın Erdebil şehrinde Şeyh Safiyüddin İshak-ı Erdebilî tarafından kurulmuş tasavvufi/Sünni kökenli tarikattır. Şeyh Safiyüddin'den sonra tarikatın başına geçen torunları özellikle Şeyh Cüneyd ve oğlu Şeyh Haydar döneminde tasavvufi yapının yanına siyasi hedefler eklenmiştir. Zaman içinde sadece dini bir yapı olmaktan çıkıp askeri ve siyasi bir karaktere bürünmüş, 1501 yılında Şah İsmail liderliğinde Safevî Devleti'ni kurmuştur. Tarikat, Anadolu ve Azerbaycan'daki konargöçer Türkmen aşiretleri arasında geniş bir destek buldu.” dedi.
Şah İsmail’in çok katmanlı soy mirası, tasavvufun düşünsel temelleri ve manevi otoritenin inşası ile mistik otoritenin anatomisi hakkında açıklamalarda bulunan Burak Sağlam, “Safeviler de 1514 Çaldıran Yenilgisi ile karizmatik sarsıntıya uğramış, Şah Tahmasb döneminde Kızılbaş oymakları arası kanlı iktidar mücadeleleri yaşamıştır. Ancak devlet, şahsi karizmanın ötesine geçerek kurumsal çıkar ilişkileri sayesinde 250 yıl kadar varlığını sürdürmüştür.” dedi.
.jpg)
.jpg)
Azerbaycan’ın ikiye bölünmesi olarak bilinen tarihsel süreci anlatan Tarih Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi Enes Çağan, “Azerbaycan topraklarının ve halkının ikiye bölünmesi, 19. yüzyılın başlarında Çarlık Rusyası ile Kaçar Hanedanı arasında yaşanan savaşlar ve sonrasında imzalanan Gülistan (1813) ve Türkmençay (1828) antlaşmaları ile gerçekleşmiştir. 1804-1813 Rus-İran Savaşı'nın ardından imzalanan Gülistan antlaşması ile Kuzey Kafkasya ve Azerbaycan hanlıklarının bir kısmı Rusya'nın egemenliğine girdi. Türkmençay Antlaşması ile de Aras Nehri iki devlet arasında doğal sınır kabul edilmiş, nehrin kuzeyinde kalan topraklar (Kuzey Azerbaycan) Çarlık Rusyası'na, güneyinde kalan topraklar ise (Güney Azerbaycan) İran yönetimine bırakılmıştır.” dedi.
Enes Çağan, konuşmasının devamında Kaçar Dönemi ve Pehlevi Dönemi farklılıkları, Pehlevi Dönemi dil politikaları ile Azerbaycan Türkçesinde yayın ve kullanım yasağı (1925-1979), 1945 yılında Tebriz’de Cafer Pişeveri liderliğinde kurulan Azerbaycan Milli Hükümeti, 1979 Devrimi ve etkileri, Traktör FC tribünlerinde temsil edilen Güney Azerbaycan’ın dili, kültürü ve tarihi hakkında bilgi verdi.
Enes Çağan, “Bütün bu tarihsel süreci tek bir milliyetçilik biçimine veya siyasi sonuca indirgemek eksik olur. Tarihî sınırlar, antlaşmalarla bir gecede değişebilir. Ancak insanların dili, toprağa aidiyeti ve geçmişle kurduğu köklü ilişki aynı hızla değişmez.” diyerek sözlerini tamamladı.
.jpg)
Program, Tarih Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi İhsan Kaya’nın konuşması ile devam etti.
İhsan Kaya, “Sayın Hocalarım konuşmalarında bizlere Güney Azerbaycan’ı anlattılar. Ben de Çarlık Rusyası’nın yıkılışından sonraki süreçte Kuzey Azerbaycan’da yaşananları anlatacağım. Çarlık Rusyası’nın yıkılışının ardından özellikle Kuzey Kafkas coğrafyasında büyük bir siyasi ve askeri boşluk meydana geldi. Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan temsilcileri ilk olarak Rusya'dan ayrılmak üzere ortak bir federasyon kurmayı denemiş, ancak bölge devletlerinin vizyon ve çıkar çatışmaları nedeniyle bu yapı uzun ömürlü olmamıştır. 28 Mayıs 1918 tarihinde Tiflis'te, Mehmet Emin Resulzade başkanlığındaki Azerbaycan Millî Şurası tarafından İstiklal Beyannamesi okunmuş ve Azerbaycan Halk Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Dönemin zorlu şartlarında, Nuri (Killigil) Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu ve Azerbaycan kolordusu, 15 Eylül 1918'de Bakü'yü Bolşevik ve Ermeni Taşnak işgalinden kurtararak başkent yapmışlardır. Henüz uluslararası alanda tam olarak tanınmaya ve kurumsallaşmaya çalışan genç cumhuriyet, petrol rezervlerinin peşinde olan Sovyet Rusya'nın hedefi haline gelmiştir. 28 Nisan 1920'de Bolşeviklerin 11. Kızıl Ordusu Bakü'ye girerek cumhuriyeti yıkmıştır. Sonrasında ise Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuş ve ülke daha sonra SSCB'ye dâhil edilmiştir.” dedi.
Karabağ meselesini bir asırlık güç dengesi değişimleri, sınır mühendisliği ve egemenlik mücadeleleri ekseninde ele alan İhsan Kaya, Karabağ'da yaşanan tarihsel süreci üç ana dönemde özetleyerek bölgenin bugünkü durumuna nasıl geldiğini anlattı.
İlk olarak Çarlık Rusyası'nın yıkılmasıyla bölgede büyük bir otorite boşluğu doğdunu belirten İhsan Kaya, “Küresel güçler Bakü petrolleri üzerinde büyük bir rekabete girişirken, yeni kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kendi sınırlarını korumak için yoğun bir bağımsızlık mücadelesi verdi. Sürecin ikinci aşamasında bölgeyi istikrarsızlaştıran yapısal sorunlar, Kızıl Ordu işgali ve Moskova yönetiminin uyguladığı yapay sınır çizimi politikalarıyla başladı. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla patlak veren Birinci Karabağ Savaşı, tarihe kara bir leke olarak geçen Hocalı Katliamı ve bu süreçte yerinden edilen 1 milyonu aşkın mültecinin yaşadığı kriz, dönemin en ağır insani bilançosudur. Üçüncü aşamada yani bugün gelinen noktada Azerbaycan destansı bir geri dönüş gerçekleştirmiştir. Modern askeri stratejilerle bölgedeki otuz yıllık statüko yıkılmış; 44 Günlük Vatan Muharebesi ve ardından gelen 2023 anti-terör operasyonu sayesinde Azerbaycan, Karabağ'ın tamamında fiili kontrolü ve toprak bütünlüğünü yeniden sağlamıştır. Karabağ'da kazanılan bu zafer sadece bir toprak kazanımı değildir; bölgede bir asırdır devam eden adaletsiz düzenin ve sınır mühendisliklerinin tamamen çökertilmesi anlamına gelmektedir.” şeklinde konuştu.
.jpg)
Konferansın ardından İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Kamil Şahin ve Turan Halklarını Araştırma Topluluğu Başkanı Şerife Polat, Moderatör Dr. Öğr. Üyesi Mertcan Erdoğan ile konuşmacılar Arş. Gör. İbrahim Kayakıran, Felsefe Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi Burak Sağlam ile Tarih Bölümü Yüksek Lisans öğrencileri İhsan Kaya ve Enes Çağan’a teşekkür ederek katılım belgesi verdi.
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
Program, günün anısına fotoğraf çekimi ile sona erdi.
.jpg)